Bu konuyu ele alırken biraz genelleme yaparak derinlere inmek gerekiyor. Bir hikayeyi ayakta tutan en temel kolon, ana karakter ile "Villain" (kötü karakter) arasındaki felsefi ve ahlaki uçurumdur.
Genellikle ana karakterler; hümanizm şemsiyesi altında, ne kadar acı çekerlerse çeksinler bir şekilde toplumun iyiliği için kalmaya zorlanırlar. "İyilik", "arkadaşlık" ve "asla pes etmeme" gibi kavramlarla donatılan bu karakterler, aslında modern toplumun idealize ettiği "örnek vatandaş" profilidir. Barışın savunucusu, etik değerlere bağlı ve kolektif huzuru her şeyin önünde tutan bu tipler, bazen Japon anlatı geleneğinin bir parçası olarak absürt takıntılar veya fantastik kusurlarla (sapıklıklar, aşırı saflık vb.) renklendirilse de temelde çizgileri belirlidir. Villainlar ise bu sınırların dışına taşanlardır.
Bir kötü karakter, çektiği acının intikamını almayı yeğlerken kendi ahlak yasasını kendi yazar. Toplum ahlakını reddeder ve "herkes için iyi olan" yerine "kendi doğrusu" için savaşır. Haklı bir sebebi olsa bile, toplumun yerleşik değerlerine meydan okuduğu için dışlanır. Bu dışlanmışlık, onları daha çok zorluk çekmeye, daha büyük bedeller ödemeye ve her şeyini feda etmeye iter. İşte bu trajik derinlik ve "tek başına dünyaya karşı" duruşu, onları ana karakterden çok daha boyutlu kılar.
Neden Villainların görece daha iyi yazıldığı aslında burada gizlidir: Özgürlük. Bir ana karakter toplumsal normlara hapsolmuşken, kötü adam bu normları yıkan kişidir.

Bir anime veya manga serisinde, eğer sanat tarzı devrim yaratacak kadar üst düzey değilse, o seriyi "satan" şey karakter derinliğidir. Yazarlar, hikayeyi sürükleyecek o entelektüel ve duygusal ağırlığı genellikle Villainların omuzlarına yüklerler. Çünkü çatışma ne kadar büyükse, hikaye o kadar çekicidir.
Tabii ki bu durum her seri için geçerli değildir; bazı eserler bu kalıpları kırarak fark yaratır. Örneğin Vinland Saga gibi bir başyapıt da, karakterlerin "iyi" veya "kötü" etiketlerinden sıyrılıp sadece "insan" olma çabasına şahit oluruz. Berserk'te Griffith'in okuyucuları ikiye ayıran haklı-haksız ikilemini görürüz. Ancak genel tabloda bizi ekrana kilitleyen, kahramanın sarsılmaz iyiliği değil, kötünün o karanlık ve haklı isyanıdır.
Sonuç olarak; kahramanlar bize olmamız gereken kişiyi anlatırken, kötü adamlar bastırdığımız o yaralı ve öfkeli tarafımıza fısıldarlar. Belki de bu yüzden onları yazmak daha cesurca, izlemek ise daha büyüleyici ve iyi hissettiriyordur.
❤️❤️❤️OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER ❤️❤️❤️
